Subaşı’ndaki eve ara ara giderdik, bazen hafta sonları, sonra bazen birkaç hafta sonu atlardı. Derken kalabalık gitmeye başladık. Daha Can yokken ortalarda, arkadaşlarla, sonra aileyle. Yazları, ama birkaç yaz, o kadar keyifliydi ki. Birkaç yaz, ama birkaç gün, ama çok keyifli. Önde uzayıp gidiyor gibi gelse de görmediğimiz bir noktada sonlanan denizi, arkasında Toscana’yı aratmayacak köyleri ve kırlık, ormanlık alanları bu eve bambaşka bir ışık, çok başka bir huzur, yaz sıcağında umulmadık serinlikler taşırdı. Hala da öyle. Öyleymiş yani.
Ama ben bir süre gidemedim. Bazen hani, denk gelir, ve bir keyfi bir güruh bir arada yaşadıysa ve o keyif uzunca süreler hep hatırlanıp yad edildiyse, o güruhtan biri eksildiğinde o keyfe gitmek istemez insan. Bana da öyle olmuştu. Subaşı’na gitmek istemedim birkaç yıl. Hatta zaman zaman, yan çizdim, bahaneler uydurdum. İstanbul’un sıcağında kavrulmayı seçtiğim bile oldu.
Bu yaz, artık kendi tercihleri olan, hep vardı elbet ama bunlarda direten bir çocuğum olduğuna, oğlanın suya, hayvanlara (ve özellikle çiftlik hayvanlarına), büyük şehirlerde ve Bodrum’da ne kadar doğa kalmışsa o doğada rastlayabildiği börtü böceğe ve bitkiye, tuhaf iş makinelerine (traktör, biçerdöver vb.) ne kadar düşkün olduğuna, bir böceği dakikalar boyu inceleyip elinde kolunda gezdirebildiğine iyice ayınca toparlanıp gitmeye karar verdim. Çocukcağız Kadıköy sokaklarında salyangoz aranırken, bütün bunları bulabileceğim, elimizin altında bir mekanı kullanmamak biraz haksızlık olacaktı. Sonunda gittik Subaşı’na. Ne iyi etmişiz.

Su kuşu Canko, Bodrum’da tamamına erdiremediği yüzme macerasını burada nihayetlendirdi öncelikle. Artık kolluklarla yüzebiliyor. 14 Ağustos Cuma itibarıyla. Yüzdükçe kendinden geçip daha büyüğe ve daha uzağa gitmeye çalışıyor. “Ben bak şimdi abi oldum annee, hadi artık büyük avuza gidelim, ben atliyim, sen alkişla.”

Dahası, kendisini havuzdan çıkmaya ikna edebilmemizi sağlayan tek mekâna, büyükbaş ahırına yolculuklar yapabildik, hem de defalarca. Makinist olacaktı büyüyünce, bu hafta vazgeçti, çobanlıkta karar kıldı. “Çoman (çoban) olacam anni, çoman”. Köy köy gezdik. Bir inek kıtası kaç saat seyredilebilir, bir traktör tepesinde kaç saat vakit geçirilebilir, sabrımızı epeyce denemiş olduk. Uykudan “meyaba inekk, süt vey banaaa” diye uyanır uyanmaz, kahvaltı sonrası doğru Ahmediye köyüne, artık akrabalık ilişkisi kurduğumuz inek sahiplerinin bahçesine gidiyorduk. “Mısır nedir biliyor mu bu?” diye soran teyzelerin nefis ikramlarını da kabul ediyorduk.

Sonra yine havuza. Bitmek bilmez havuz sefasından sonra Geyikdere köyüne tavuk ve “oroş” (horoz) görmeye, mesire alanında tanışıp ayrılamadığı arkadaşları Yusuf’la Recep’i aramaya. Sonra yine havuz, sonra yine inekler, sonra Kılıç köyü yolunda ağaçtan meyva toplama ihtirası. Sonra çardakta saygingoj’ları (salyangoz) sıraya dizmece. Ayrıca sapıkça ilgi alanlarından biri olarak ailece kas tutmamıza sebep tırmanış sporlarını (neyse ki bu kez kazasız belasız) epeyce bir gerçekleştirme fırsatı da buldu. Böyle bir koşturmacayla geçti günler. Ama ne çok eğlendi. Bugün dönerken yolda sicim sicimdi gözyaşları, geri dönelim, diye. “İnekleye anne, kujulaya, sangingojlaya, gei dönelim.” Dönelim de, annenin çevirilerini kim bitirecek o vakit, inekler mi?


Hayvan peşinde o kadar çok köy gezdim ki, annem, sonlara doğru, TRT’de bir sarışın kadın vardı, köy köy gezer, oralarda yer içer, programını yapardı, ona benzedin, dedi.
Bu arada, bütün bu pastoral senfoninin “O benimmm! Veymemmm!” nöbetlerine ve giderek genişleyen sarı damarına sağaltıcı bir etkisi olmuştur umudu taşıyordum ama nafile.
- Ağlama Canko, ağlama, yine gideriz Subaşı’na. Akşamüstü Kaan’la buluştuğunuzda gördüğün hayvanları anlatırsın ona, tamam mı?
- Yooovvv! Veymemmm! Benim inekleyim onlaaaa!!!

canım su kuşu hiç bi şeye heyecanı-şefkati bitmez
bu yüzden herşey onundur geride bırakmak istemez ne görüp ne sevdiyse kucağına doldura doldura eve taşımak ister
subaşı kesinlikle senin su kuşu
inekler makinalar börtü böcek toz toprak senin
mahalle senin
ısındığın bütün insanlar da hemen ahbabın
ve canı can eden fotolor da annenin